Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Christophe Dejours

……Sadece buyrukların yerine getirildiği, kurallara uymakla yetinildiği, şevkin, istencin, hevesin olmadığı bir durumda sistem işlemez. En iyi ihtimalle arızalanır, durur en kötü ihtimalle de infilak eder…… ….Bugün yaşadıklarımızın sistemin bir sonucu olduğu, ekonomik sistemin, piyasanın bir sonucu olduğu ve dolayısıyla yapacağımız bir şey olmadığı söyleniyor bize. Bu baştan aşağı bir yalan. İnsan bilimlerinde kırk-elli yıldır bildiğimiz şeyin sonuçları bunlar: Hiçbir sistem, hiçbir kurum, hiçbir şirket, hiçbir devlet, hiçbir ordu sadece sistemin iç mantığının gücüyle ya da mekanik diyebileceğimiz işlemlerle çalışmaz. Kendi kendini dayatan bir iç mantık yoktur, onu ortaya koyan işler kılan insanların katkısıdır. Nazi savaş suçluları Nuremberg mahkemesinde yargılanırken hepsi sadece kendilerine verilen emirleri yerine getirdiklerini söylediler. Yalan söylüyorlardı. Halbuki şevk göstermişlerdi. Aksi takdirde Nazi sistemi asla işlemezdi. Bugün de insanlardan şirketlerde, işletmelerde, ke...

“KAYBEDENLER” Dört Bölümlük Bir Belgesel Dizi (4 x 30’)

“KAYBEDENLER” Dort Bolumluk Bir Belgesel Dizi (4 x 30’) Neoliberalizm, yeni bir ekonomik duzen anlamina geldigi kadar, yeni bir sosyal orgutlenme anlamina da geliyor. Durum, Turkiye’de de farkli degil. Yirminci yuzyilin neredeyse ikinci yarisina kadar gundelik yasamin “olmazsa olmazlari” olarak algiladigimiz bircok mekân, semt, kent, kurum yasamimizdan usulca gitti. 80’lere dek ailecek gidilen gazinolar, kentin eteklerinde sigindiklari evleri yikilanlar, vincin tepesinden dusup olenler, topragi giderek kuculup verimsizlestigi icin ekmegini aramak icin yollara dusenler… Onlar gunumuzun kaybedenleri; kaybettikleri yerleri buyuk alisveris merkezleri, guvenlikli siteler, kentsel donusum projeleri, buyuk tarim arazileri, dev ciftlikler, irili ufakli mafya gruplari ve kentin bagrina sokulan siddet eylemleri doldurdu. Gul Buyukbese Muyan’in yonettigi “Kaybedenler” isimli dort bolumluk belgesel proje, her bolumde bir yok olani anlatiyor. 1. Bolum: “Ekinim Nerede?” 15 Aralik 2009 Sali -...

Söyleşi - Forum: Kopenhag’dan Marmara’ya İklim Değişikliği Gerçeğinin Sahte Yüzleri

Yeşil ve Sol Çalışma Grubu Söyleşi - Forum TERMİK SANTRAL TEHDİTLERİ HER YERDE! Kopenhag’dan Marmara’ya İklim Değişikliği Gerçeğinin Sahte Yüzleri 12 Aralık 2009 14.00 – 16.00 TÜM OTEL / BANDIRMA Katılımcılar Gökhan Orhan, Doç. Dr. Balıkesir Ü. Bandırma İİBF Hakan Çapalov, Biga Çevre Derneği Başkanı Kadir Dadan, Yeşil ve Sol Çalışma Grubu Yer: Tüm Otel, Haydar Çavuş Mh. Saatçiler Sok. No 16/A Bandırma Tel: 0 266 714 44 25

ETLER NEDEN SAĞLIĞA ZARARLI OLDU? Tayfun Özkaya

ETLER NEDEN SAĞLIĞA ZARARLI OLDU? Tayfun Özkaya Birçok kişiden dinlemişsinizdir. Dedelerimiz ve ninelerimiz yağlı etleri yerlerdi ve şimdilerde herkesin başının etrafında akbabalar gibi dönen kanser, kalp ve damar hastalıklarını nerede ise tanımazlardı. Değişimin nedenleri çok. Bir tanesine değinelim. Bu konuda Prof. Dr. Kenan Demirkol'u dinleyelim. Kendisi Mülkiyeliler Birliğinin dergisi olan Mülkiye'nin Bahar 2009 sayısında güzel bir yazı yazdı. Derginin bu sayısı "Küresel Kapitalizm Kıskacında Tarım, Gıda ve Köylülük" alt başlığını taşıyor. İçinde benim de bir yazım olan 366 sayfalık eseri bu konularla ilgili herkese salık veririm. Kenan Hocanın yazısı "Beslenmenin Demokratikleşmesi" adını taşıyor. Evet, neden Adana kebaba konan iç yağ dedelerimize zarar vermiyordu? Çünkü,eskiden hayvanlarımız meralarda otluyor ve bugünkü gibi mısır, arpa, buğday, şeker pancarı posası veya yağlı tohumların küspesini ya hiç yemiyorlardı veya çok az yiyorlardı. Ç...

OKULA NE GEREK VAR?

Doç. Dr. Serdar M. Değirmencioğlu - serdardegirmencioglu@gmail.com Benim de Sesim Var - Evrensel, 27 Eylül 2009 Okullar geçen Perşembe günü, yanı haftanın ortasında açıldı. O sabah otobüste yolculuk ediyordum ve oturduğum koltuğun tam karşısında olan televizyon ekranındaki "okullar açıldı" haber görüntülerini izlemek zorunda kaldim. Hemen her zaman olduğu gibi ekranda, yüzeysel ve yapmacık şeyler söylemekte yarışan sunucular, yetkililer, eğitimciler geçidi vardı. Bu geçitte yer almaktan çekinmeyen bir çocuk ruh sağlığı uzmanı bile ekrandan geçti. Bunca laf ve bunca zaman içinde, "okul neden gereklidir?" sorusu üzerinde duran olmadı. Bu sorunun tek bir yanıtı olmadığını kabul etmek gerekir. Bu soruya verilen kimi yanıtların, "eğmek" ve bükmek" gibi, doğmaların ve insana aykırı uygulamaların "belletilmesi" gibi kavramlar içerdiği de bilinmekte. Ama tam da bu nedenle, "okula neden gerek var?" sorusunu sormak ve bu sorunun yanıtl...

Dolap Beygirinin Hayatı, Hayatlarımız..

........Dolap beygirinin en büyük şansı gözlerinin bağlı olmasıdır. Böylece hayvancağız aynı çemberin içinde dolanıp durduğunun farkında olmaz. Aslına bakarsan, bizim gözlerimizde de tıpkı dolap beygirindeki gibi bir bağ vardır. Bu bağ, çocukluğumuzun, aldığımız eğitimin, meslek edinmemizin, para kazanmamızın, aşık olmamızın, kendimizi başkalarına kabul ettirmemizin, başarılarımızın, başarısızlıklarımızın, sevinçlerimizin, hüzünlerimizin, her gün boğuşmak durumunda kaldığımız daha binlerce zorluğun görünmez, incecik zarlarından oluşur. Daha çocukluğumuzdan itibaren, biz farkına varmadan bu zarlar üst üste gelir, gözlerimizi kapatır, yaşamın bir kısır döngü olduğu gerçeğini görmemizi engeller. Böylece tanıştığımız her insanın, karşılaştığımız her olayın, yaşadığımız her günün birbirinden farklı olduğunu düşünmeye başlarız. Ama ne yazık ki bizim aklımız, dolap beygirininkinden daha fazla gelişmiştir. İlişkiler ne kadar karmaşık, insanlar ne kadar farklı, olaylar ne kadar renkli, ne kadar...

WHW ne demiş?

Express Dergisinde İstanbul Bianelinin küratörlerine sormuşlar, "İki yıldır Türkiye'ye gelip gidiyorsunuz. Sizi en çok ne şaşırttı? -Sosyal kutuplaşma. Ve ekonomik uçurum. Hiçbir yerde bu kadar görkemli bir zenginliği ve bu kadar derin bir yoksulluğu bir arada görmedik.

Küçük Günahlardan Beslenen Korkularımız

Kapalı bir sistemdir bu. Batı’ya olduğu kadar, Doğu’ya da kapalı bir sistemdir. Ortadoğu’dur, kenar Batı’dır. Ne Doğu’dur, ne Batı’dır. Kafka’nın yer altında yaşayan hayvanı gibi, kendisine doğru kazılan bir tünelin içindeki bilinmeyen düşmanı korkuyla bekler. Bizim ‘ilk günah’ımız belki budur: Kapalı sistem yaratıklarının dış dünyaya karşı beslediği korkudur. Yaşama korkusudur. Fütuhat da herkese ve her şeye boyun eğdirerek bu korkudan kurtulma çabasıdır. Dünyayı bir savaş alanına çevirdikten sonra her yandan düşman saldırısı bekleyen sarayın korkusudur bu. Her davranışın devlete yöneldiğini sanan paranoyak yöneticilerin korkusudur bu. Kültür korkusudur. Matbaadan, şiirden, resimden, felsefeden, hatta dinden korkmaktır bu. Korkunun sonucu yabancılaşmadır. Kavram kargaşası yaratarak temel kavramlardan uzaklaşma çabasıdır. Temel kavramların onu bir hiçe indireceği korkusudur. Korku ortadan kalkarsa, postunu kaybedeceğinden korkan tekke şeyhinin korkusudur. Bunun için müeyyideler gevşekt...
Dilin günlük hayattaki, siyasetteki belirleyici yeri zaman zaman gözden kaçar. Öğrencilerime sık sık hatırlattığım, siyasal analizlerde yer verdiğim bu durumu zaman zaman anlatmakta zorlandığımı düşünürüm; dil ve anlam iktidar mücadelesinin tam merkezindedir, dil tarafsız, kullanılan terimler ve kurulan anlamlar masum değildir. Buyurun bir de buradan okuyun... Dil siyasetin çöplüğü haline geldi - Johann Hari Lies, damned lies... and the double-speak I would expunge - Johann Hari Siyasetin yaraladığı dil - Yıldırım Türker
Memlekette siyasal analiz adına kim ağzını açsa elitlerden bahsetmeden duramıyor, hele her türlü melaneti solcu elitlere yüklemek bir o kadar kolay. Acaba durum gerçekten de öyle mi? Düşünmekte fayda var derim.. Gündüz Vassaf - Türkiye’de elit olmak?
Zaman hızla akıp geçiyor, yıllar önce açtığım bu blog yıllardır kullanılmadan bir kenarda duruyor, ve hemen bütün gönderiler yıllardır dokunmamışım içerikli, evet son gönderiden bu yana heme nhemen dört yıl geçmiş, sanırım burayı kullanıma sokma zamanı geldi. Bazı değişikliklerimiz mevcut, dostların kolay erişemediği web sitemin ismini buraya aktardım, artık adımız Rüzgar, rüzgar sözü dağıtmaya devam edecek, paylaşım daha iyi olacak, umarım!!
Eric Hobsbawm - Serbest Piyasa Teolojisinin Miadı Doldu Eric Hobsbawm - Socialism has failed. Now capitalism is bankrupt. So what comes next?
Tekrardan farkettim ki ben bir y?ldan fazla bir süredir Bloglar?ma bir yenisini eklememi?im, tarihe herhangi bir not dü?memi?im. Hemmen notumu dü?üyorum ve bir de adres öneriyorum. http://www.soma.gov.tr
Gecen hafta eski okulumdayd?m, cok ama cok degismis, tek kisilik misafirhane odasinda kaldim, konfor dehset ama fiyatlar da o kadar dehset, yurtdisindaki muadilleri kadar yaziyorlar, yani ben ogrenciyken olsalar yine kalamazmisim.
Uzun zaman once açtigimm, ama oldukça yogun geçen bir yaz doneminde hemen hemen hiç dokunamadi?im bu blogger hesabimi biraz kullanayim dedim. Hayat(im)a dair kisa kisa notlar tutmaya baslayacagim burada, tabii kullanmayi basarabilirsem.... bir de belki kendi resmi websayfamdaki bazi seyleri de buraya alirim